reklam
reklam

Toplumdaki Bozulmayı Sorgulamak

Köşe Yazarı: ELİF DOĞAN   Eklenme Tarihi: 24 Eylül 2020, Perşembe - 09:16   Okunma Sayısı: 105641

 

Hepinize güzel ve sağlık dolu günler, zamanlar diyerek yazıma başlıyorum. Bugün sizlere toplumsal bozulma üzerine yazılmış çok güzel bir yazıyı paylaşacağım.

Aslında uzun süredir böyle bir konu üzerine yazmak, görüş ve düşüncelerimi paylaşmak gibi niyetim vardı . Tam da böyle bir yazıyı hazırlamak üzere yola çıkıyordum ki; kıymetli hocamız Yaşar Geler bir ileti paylaştı . Ben de bir öğretmen gözüyle kaleme alınan bu yazıyı sizlere paylaşmak istedim. Hem Yaşar hocamıza teşekkür ediyor; hem de bu önemli yazıyı dikkatle okumanızı öneriyorum.

“Türk toplumu asil ve değerli bir halk toplumudur. Geçmişine baktığımız zaman çok önemli değerler yetiştirmiş, özellikle de ahlaki değerleri yüksek bir toplum olarak bilinir. Bence de hala önemli bir bölümünün aynı şekilde olduğunu düşünüyorum. Ancak, zaman öyle aleyhimize işliyor ki ve öyle farklı durumlarla karşı karşıya kalıyoruz ki ‘’acaba bu etik ve ahlaki değerleri yüksek toplum nereye gidiyor?’’ diye de düşünmeden edemiyoruz.

     Bunları da nereden çıkardın, diye sorabilirsiniz. Bu sorunuzu şöyle yanıtlayabilirim: Hayatımızın önemli bir bölümünde yer alan TV’ler, cep telefonları, tabletler, radyo kanalları, sinema filmleri, tiyatro gösterileri, sokak kavgaları, emniyet verileri, hırsızlık- yolsuzluk haberleri, adalet arayışları, hak-hukuk mücadeleleri, ailevi sorunlar, boşanmalar, ayrışmalar, bölünmeler, ötekileştirmeler… Diye uzayıp giden onca konudan anlayabiliyorum.

     TV’lerdeki akşam ve diğer saat haberlerini dinliyoruz, siyaset tartışmaları neredeyse hep haksızlık, yolsuzluk vb. sorunlar üzerinden yürüyor. Her dakika bir adi hırsızlık vakası, emniyet verilerinden şiddet, yaralama, gasp vb. olay haberleri. TV’lerde işlenen dizi konularının yüzde sekseni şiddete dayalı, savaş, silah, kan, kıyım temalı oyun sahneleri. Cep telefonlarına yüklenen ve yine şiddete dayalı çocuk oyunları gibi konular. Tabletlerde özellik olarak ve sonradan yüklenebilen savaş ve şiddet oyunları. Radyo yayınlarında da yine onlara benzer durumlar. Sinema filmlerinin neredeyse yüzde doksanı yine şiddete dayalı sahneler içeren sahneler. Tiyatro gösterilerinde de bunlara benzer oyun sahneleri. Sokaklar neredeyse her anı şiddete dayalı bir yere dönmüş durumda. Hemen her an bir yerden gelen hırsızlık haberleri, soygun ve gasp durumları. Adaletin olmadığından kuşku duyan toplumsal hareketler. Kamu kurumlarında, özellikle de belediyelerden gelen yolsuzluk haberleri. Nerdeyse toplumun ve özellikle de yeni çiftler arasındaki boşanma olayları. Toplumsal kutuplaşmalar, ötekileştirilen toplum yapısı. Siyasetin acımasız yüzünün kavgaları. İşte tam da bunu açıklamanın yolu toplumsal bozulmanın oluşmasıdır.

     Özellikle çocuklara şiddet ve taciz olaylarının gırtlağa kadar çıkmış olması. Kadına şiddetin diz boyunu geçmesi, öldürülen ve şiddet gören kadınların savunmasız kalmaları. Elinde ya da arkasında devlet gücünü bulundurduğunu düşünerek toplumun bir kısmının bastırılmış olması da toplumsal değer yitiminin bir göstergesidir. Ahlaksal bir çöküntü, etik değerlerin kaybolması insanları toplumdan uzaklaştırarak ötekileşmesine gerekçe oluşturmaktadır.

     Özellikle geri kalmış yörelerde, gelişmede gecikmeli bölgelerde aşiret kavgaları, yer davaları, kan davaları o toplumun ruh sağlığını da olumsuz etkilemektedir. Hatta son zamanlarda daha çok yükselen mezhepçilik, tarikatçılık ve daha alt ve dar gruplar eliyle toplumun dengesini iyiden iyiye bozmaktadır.

     Daha neler neler? Mesela, özellikle dizilerde ve sinema filmlerinde işlenen ailevi konularda özellikle çift ya da daha fazla kişinin yaşadığı karmaşık aşk ve hatta cinsellik içeren ilişkilerinin işlenmesi ve bunu toplumun zamanının en uygun anına denk getirilerek izlettirilmesi. Tartışma programlarında dahi neredeyse programların birçoğunda yolsuzluk konularının işlenmesi de tesadüf olmasa gerek.

   Ailevi sorunlarımız bile toplumun bozulduğuna işaret ediyor. Aile içi ilişkilerde bile eşler arasındaki zorluklar, çocuklarımızın sorunlarının çözümünde yetersiz ve kayıtsız kalınmışlıklar da bunu gösteriyor. Özellikle ailelere sonradan dâhil olan bireylerin aile kavramından uzak kalmış olmaları ve aileleri sahiplenmemiş ahlaksal bir toplum sorunu olmak durumundadır. Yakın çevrenden gördüğün olumsuz davranışların bile toplumun yapısının bozulduğuna bir işaret olarak algılanması gerektiğine işarettir.

   Sonucuna baktığımızda gerçekten çürümeye yüz tutmuş, bozuntuya uğramış, ahlak değerlerini yitirmiş bir toplum olma yolunda hızla ilerliyor gibi duruyoruz. Ancak, tek güvencemizin de köklü bir değerler geçmişine sahip bir toplumdan geliyor olduğumuzdur. Fakat, toplum olarak bir an önce silkinmemiz ve kendimize gelmekle beraber; gerçek değerlerine kavuşmuş bir topluma dönüş sağlamakla amacımıza ulaşmış olacağız.”

reklam

MOBİL UYGULAMAMIZ

HABER ARŞİVİ


Yeşim Demir'le Rüya Yorumu


KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam