reklam
reklam

Devlet Okullarında Zaman Sıkıntısı?

Köşe Yazarı: Yasin KOÇ   Eklenme Tarihi: 11 Ocak 2020, Cumartesi - 13:20   Okunma Sayısı: 41808

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un yapmış olduğu yenilikleri, okulları daha verimli hale gelmesiyle ilgili çalışmaları takdir ediyoruz. Devlet okulları okul öncesi, ilk-orta ve temel eğitimin her gün daha da iyi olacağı ile ilgili icraatları takip ediyoruz, umutla yeni beklentilerle Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’a teşekkür ediyoruz. Milli eğitimin; okul, eğitimci, idareci ve öğrenci ve velilerden oluştuğunu düşünürsek, buradaki tüm unsurların gelişiminin milli eğitimin gelişimi olarak görebiliriz. Öğrencinin gelişiminin direk olarak eğitimci ve idarecinin gelişimini tamamladığın da ancak öğrenci gelişimine etki edecek noktaya ulaşabileceği kaçınılmaz bir sonuçtur.
Milli eğitimin okullarda otoriter denetimini artırmasının bu yönde en önemli başlangıç noktası olacağı inancındayız. İdare ve eğitimci kadrolarına verdiği eğitim faaliyetlerinin artırılması, aslında daha verimli ve bir öğrenci eğitimine dönüşeceği, milli eğitimin devlet okullarında daha kurumsal ve bir standarta gireceği kesindir. Öğretmenlerin yeterliliğini belirleyen kriterlerinin artırılması, kazançlarının ve statülerinin iyileştirmelerinin gerektiğini detaylı bir şekilde daha önce yazmıştım. İdarecilerin de aynı şekilde insan ilişkileri konusunda daha hassas ve uzman olması konusunu da belirtmiştim. Milli eğitimimizi seviyoruz inanılmaz önemsiyoruz, Türkiye’nin birinci meselesi olduğunu düşünüyoruz. Bu yüzden düzelmesi ya da gelişmesi için içimiz kan ağlasa da eleştirmeyi ve öneri getirmeyi görev addediyoruz.

Öğretmenler başlarımızın tacı ve en kıymetlimizdir. Hepsini tenzih ederek kutsal bir vazifesi olduğunu unutmuş ve şuurunu kaybetmiş olanlar için yazıyorum aşağıdakileri.
Şikâyetler neden bir türlü son bulmuyor? Okul idarecileri neden bu kadar basiretsiz, beceriksiz, insan ilişkileri olmayan, iletişim dilini bilmeyen, mesleklerinin toplum, toplumsal yapı ve sosyal hayatın bir parçası olduğu gerçeğini unutup nasıl bu kadar özel hayat delisi olabiliyorlar. Bu cüret nerden geliyor.
Okul bittiğinde zil çaldığında çocuğunun öğretmenine çocuğunla ilgili bişey soramıyorsun. 5 dakika da olsa zaman ayırmak işinin parçası olmadığını düşünüyor. Bakın Amerika’ya, İngiltere’ye, Avustralya’ya; okul saat 16:00’da bitiyor, öğretmenler 17:00 ye kadar okulda. Hazırlık yaparlar, eğitimle ilgili çalışmaları vardır, idare ile görüşmeleri vardır, gelen velililerle spontane yada randevulu görüşmeleri vardır. Veli ile eğitimci iletişim kuramıyorsa, iletişim tek yönlü kapalıysa, idareci eski kafa; “veliye bağırırım, kovarım her istediğimi yaparım” diyorsa. Nasıl olacak ?
Bugün Avcılar ilçesinde Sultan Alparslan ilk okulunda bayan bir idarecinin; çocuğunu almaya 10 dakika geçmiş kalmış veliyi odasından kovması, herkesin ortasında bağırması çağırması olayına şahit oluyoruz. Okulun anasınıfı saat öğlen 12:00 de son buluyor, ilkokul saat 14:30 da son buluyor. Bu velinin hem anaokulunda, hem ilkokulda öğrencisi varsa ne yapsın. Üstelik anne de baba da çalışıyorsa ne yapsın bu veli. Öğretmenler saat14:30 da zil çalıyor daha zil sesi son bulmadan okul bahçesinde ki arabasına atlayıp okul bahçesinden korna çalarak ambulans gibi çıkıyor. Sabah ta aynı şekilde okul bahçesinde okula giriş yapan veli ve öğrencilerin arkasında hoplatırcasına korna çalarak itfaiye gibi giriş yapıyorlar. Saygı yok, görgü yok, trafiksiz alan da korna çalınmaz, bunu da bilmiyorlar. Anlıyoruz tabi 5 dakikaları yok, ama hangi meslek öğlen saat 12:00 de son buluyor, hangi meslek saat 14:30 da son buluyor, hangi meslek yaz ayında en az 2 ay tatil yapabiliyor. Hangi meslek bir yıl içinde hakkı olan 40 gün rapor hakkını keyfince kullanabiliyor. Neden öğretmenler hep Cuma günü rahatsızlanıyor. Geçtiğimiz Cuma anasınıfın da ki etüt öğretmeni gelmeyeceğini söylemiş, çocukların velilerine telefon açıp almalarını söylediler. Çalışan anne baba ne yapsın şimdi. Gerçek hayatta patronu arayıp bugün hastayım gelemeyeceğim demek çok kolay bir mesele değil, çünkü iş geçim kaynağımız, ekmek paramız, en önemli kutsalımız. Öyle kolay olmuyor. Bir asker, bir polis, bir PTT çalışanı, bir plasiyer, bir haber muhabiri, ne bileyim bir temizlik görevlisi neden öyle yapamıyor. Hesap vereceği, gitmeyince işinin birikeceği ya da diğer çalışanların işini paylaşacağından kolay olmuyor. Bir olur, iki olur ondan sonra hadi kardeşim derler. Okulda ise bir yönetici çıkıp ta hocam rapor da getirdin ama sosyal medyadan gördük şuradaymışsın diyemiyor. Çünkü herkes aynı şeyi yapıyor. Özveri ve fedakârlık isteyen bir meslekte, kimsenin kimseye 5 dakika fazladan tahammül edemediği, bir sınıfta bulunan 30 öğrenciyi düşünmeden Cuma günü idareyi arayıp ben bugün gelemiyorum diyebilmesini anlayamıyorum.
Bugün insanın evi yanıyor, itfaiye bile geçiş üstünlüğü olmasına rağmen trafikten dolayı geç gelebiliyor. Bugün hırsız giriyor evine arıyorsun polis geçiş üstünlüğü olmasına rağmen hemen gelemeyebiliyor. Çocuğunu kendisi alan bir öğrenci velisi iseniz asla geç kalmaya hakkınız yok. 5 dakikaya 10 dakikaya tahammül yok. Bağıra çağıra - veliye - sakın bir daha geç kalmayın denir mi ? Emredersiniz mi? Diyelim ne yapalım. “Yapmayın hocam 5-10 dakika geç kaldık” dediğinde. Sadece sarf edilen bu kelimenin üzerine “Benim böyle konuşamazsın” deyip işaret parmağını öğrencisi ile konuşur gibi sallayarak ve kaşlarını çatarak seviyesiz bir üslup ve tavırla odadan kovabilir mi ?
Devlet okullarının bu katı, sığ ve gri yapıdan çıkıp normalleşmesi gerekmektedir.

Hangi devir de yaşıyoruz diyesim geliyor ama durum bu. İnsan çocuklarını geç almak ister mi ?, Kim böyle bir durumda kalmak ister, ama bazen elinde olmayan durumlarda çalışan anne ve baba olduğunda üstelik öğlen ortasında işi gücü bırakıp çocuğu almaya gelirken trafikte ayda-yılda bir olumsuzluk olduğunda 5-10 dakika geç kalına biliniyor. İstanbul böyle bir şehir. Lakin okullar neden bu konuda bu kadar katı. Saati yâda dersi biten öğretmen dakika bile okulda kalmak istemiyor. Neden, neden, neden. Yarın yapacakları, planları yada bir hazırlığı yok mu ?

Şimdi soruyorum;
Çok Kıymetli Sayın Milli Eğitim Bakanım Ziya Selçuk Bey; çalışan anne babalar ne yapsın. Ülkenin geneli akşam 18:00/19:00 dek çalışırken, hatta bazı devlet memurları bile günde 12 saatlik çalışma süreleri ile çalışırken, 6 ile 9 yaş çocuğu olan bu çalışan anneler ve babalar ne yapsın. “Dağları deliyoruz, yine de neredeyse gün ortasında çocukları koşa koşa almaya geliyoruz, ama 5-10 dakika geç kalınca bu kadar anlayışsız ve sığ okul yönetiminin bayan idarecisin den fırça yemek hakaret işitmek” nasıl bir duygu anlayabiliyor musunuz?
Bazı eğitim kurumlarında o gün dersi olmasa da eğitimciler saat 17:00 den önce okulu terk edemiyor. Okulda iş bitmez yapılacak çok iş var. İstanbul gerçeğini bilen, hayatın gerçeklerini bilen bu eğitim kurumlarında 5-10 dakika geç kalan velilerin çocukları için bir saatlik bir esneklikle bir sınıfta toplayıp iki öğretmen nezaretin de çocuklara pratikler-oyunlar yada görsel-işitsel dersler yaptırabiliyorlar. Bu hayatın gerçeği olduğu için çözümsel bakışla olayı kurgulamışlar.
Biz okulların eğitimcilerinin hak ettiği değer ve statüye gelmelerini istiyoruz. Biz, okul idarecilerinin eğitimcilerin velilerden bir haber, gerçek dünya ile bağlantılarının sıfır, bencil ve gardiyan tutumlarından çıkmalarını istiyoruz. Bir iş yapıyorsunuz, yapılan iş kapsamlı ve birçok unsuru barındırıyor ve en önemlisi bu iş için para alıyorsunuz. Bize sürekli bedava çalışıyormuş gibi davranıp, çalışmak istememe stresiyle işe geldiklerini, okula gelmelerinin bile bir lütuf gibi olduğunu sürekli ima etmelerini doğru bulmuyoruz. Eğitimcilerin ve idarecilerin de bu konular üzerinde de bir eğitime tabi tutulmalarını yerinde bulunuyoruz.

reklam

MOBİL UYGULAMAMIZ

HABER ARŞİVİ


Yeşim Demir'le Rüya Yorumu


KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam