İbn-i Sinâ ve Tıpa Getirdiği Yenilikler (I)

Köşe Yazarı: GAMZE YILMAZ   Eklenme Tarihi: 22 Ağustos 2019, Perşembe - 11:53   Okunma Sayısı: 13960

Bu hafta (17-24 Ağustos Haftası) Felsefe, matematik, astronomi, fizik, kimya, tıp ve müzik gibi bilgi ve becerinin çeşitli alanlarında seçkinleşmiş olan, İbn-i Sinâ’yı (980-1037) anma haftasıdır. İbn-i Sina, matematik alanında matematiksel terimlerin tanımları; astronomi alanında ise duyarlı gözlemlerin yapılması konularıyla ilgilenmiştir. İbn-i Sina, 17 Ağustos 980 tarihinde, bugünkü Özbekistan sınırları içinde yer alan Buhara yakınlarında bulunan Afşana (Efşene) kentinde dünyaya gelmiştir. İbn-i Sina’nın babası Abdullah İbn-i Sina, saygın bir bilim adamı olup, yüksek rütbeli memurluk yapmıştır. Oğlu İbn-i Sina’yı çok küçük yaşlarda özel dersler verdirilerek yetiştirmiş ve matematik, hukuk, mantık, felsefe ve tıbbı çok küçük yaşta öğrenmesini sağlamıştır. Astroloji ve simyaya itibar etmemiş, Dönüşüm Kuramı'nın doğru olup olmadığını yapmış olduğu deneylerle araştırmış ve doğru olmadığı sonucuna ulaşmıştır. İbn-i Sinâ'ya göre, her element sadece kendisine özgü niteliklere sahiptir ve dolayısıyla daha değersiz metallerden altın ve gümüş gibi daha değerli metallerin elde edilmesi mümkün değildir. İbn-i Sinâ, mekanikle de ilgilenmiş ve bazı yönlerden Aristoteles'in hareket anlayışını eleştirmiştir. Aristoteles, cismi hareket ettiren kuvvet ile cisim arasındaki temas ortadan kalktığında, cismin hareketini sürdürmesini sağlayan etmenin ortam, yani hava olduğunu söylüyor ve havaya, biri cisme direnme ve diğeri cismi taşıma olmak üzere birbiriyle bağdaşmayacak iki görev yüklüyordu. İbn-i Sinâ, bu çelişik durumu görmüş, yapmış olduğu gözlemler sırasında hava ile rüzgârın güçlerini karşılaştırmış ve Aristoteles'in haklı olabilmesi için havanın şiddetinin rüzgârın şiddetinden daha fazla olması gerektiği sonucuna varmıştır. Oysa bir ağacın yakınından geçen bir ok, ağaca değmediği sürece, ağaçta ve yapraklarında en ufak bir kıpırdanma yaratmazken, rüzgâr, ağaçları sallamakta ve hatta kökünden kopartabilmektedir; öyleyse havanın şiddeti, cisimleri taşımaya yeterli değildir. Ancak bu değerli isim bu yönleriyle değil hekim olması ve hekimlikteki çalışmalarıyla bilinmiştir. Yaptığı kitapların arasında özellikle kalp-damar sistemi ile ilgili olanlar dikkat çekmektedir. Buhara Sarayının zengin kütüphanesinde çalıştı¸ buradaki tüm kitapları ezberlercesine okudu. Yirmi yaşında Harezm’e gitti. Orada Birun ile tanıştı. Oradan Horasan'a ve Cürcan'a geçti. Cürcan'da Ebu Muhammed Şirazi kendisine yardımcı oldu. İlmi çalışmaları için bir yer tahsis etti. Ünlü eseri Kanun fi't-Tıbb'ı burada yazdı. Bütün düşünürlerin hayatını araştırdı. En tanınmış eserleri Kanun fi't-Tıbb¸ Eş-Şifa¸ En-necat'tır. Kendisi altı asır boyunca doğu ve batıdaki en büyük tabib kabul edilmiştir. Eserleri Asya ve Avrupa üniversitelerinde tek kaynak¸ yegâne kitap olarak okutulmuştur. Eserleri Latince¸ İbranice ve diğer dillere çevrilmiş¸ yüzlerce defa mükerrer baskıları yapılmıştır. Yaptığı tanım tesbit ve ilaçları günümüzde halen geçerlidir. Civa buharıyla tedaviyi ilk defa kendisi bulmuştur. Kızıl hastalığını ilk kez kendisi tarif etmiş¸ mide ülserini ilk kez kendisi yazmış¸ bu hastalığın yemeklerle ilgili olduğunu açıklamıştır. Karaciğer hastalıklarını da en güzel açıklayan İbn-i Sînâ'dır. Kalp mide ve böbreklerin karaciğer hastalığından dolayı bozulacağını eserinde yazmıştır. Aynı zamanda göz hakkında geniş bilgiler vermiştir. Göz ile burun arasındaki kanalın varlığını ilk keşfeden bilgindir. Doğum hakkında geniş bilgiler vermiştir. Kalp ve kalp hastalıkları hakkında bilgi vermiş kalbin çalışma şeklini açıklamıştır. İbn-i Sînâ ilk kez damar içi şırıngasını yapmıştır. Tıpta ilk kez sondaları bulmuştur. Bu aletle mesaneye ilaç koyma ve bevli çıkartmayı başarmıştır. Avrupa ise buna ancak 800 yıl sonra 19. yüzyılda erişebilmiştir. Hareket¸ kuvvet boşluk¸ ışık¸ ısı¸ özgül ağırlık üzerine orijinal çalışmalarda bulunmuştur. Ameliyatlarda uyuşturucu narkozu bulan ve kullanan ilk kişidir. İlk kez şeker hastalığını keşfetmiş¸ idrarda şekerin olduğunu açıklamıştır. İbn-i Sinâ dendiğinde, onun adıyla özdeşleşmiş ve Batı ülkelerinde 16. yüzyılın ve Doğu ülkelerinde ise 19. yüzyılın başlarına kadar okunmuş ve kullanılmış olan "el-Kânûn fî't-Tıb" (Tıp Kanunu) adlı eseri akla gelir. Beş kitaptan oluşan bu ansiklopedik eserin birinci kitabı, anatomi ve koruyucu hekimlik, ikinci kitabı basit ilaçlar, üçüncü kitabı patoloji, dördüncü kitabı ilaçlarla ve cerrahi yöntemlerle tedavi ve beşinci kitabı ise çeşitli ilaç terkipleriyle ilgili ayrıntılı bilgiler vermektedir.

(Devamı yarın)

reklam

MOBİL UYGULAMAMIZ

HABER ARŞİVİ


Yeşim Demir'le Rüya Yorumu


KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam