reklam
reklam

ALGI YANILMASI

Köşe Yazarı: NEJLA BİLGİN   Eklenme Tarihi: 1 Eylül 2022, Perşembe - 16:39   Okunma Sayısı: 62111

Orta yaşlı adam hastane müdürünün odasına çekingen tavırlarla girdi. Her söylediği söz karşısında müdürün ona sert bir ses tonu İle azarlar gibi konuşmasına bir türlü alışılmamıştı. Her kırıldığında yüreğinden bir tuğla eksilmiş yürek binası çökecek konuma gelmişti. Burada bu koşullarda çalışmak çok zor geliyordu fakat çaresi yoktu.

 

Akşam yemeği dağıtımını yaptıktan sonra çok yemek arttığını ve yemekleri çöpe dökerken üzüldüğünü ve eğer izin verirlerse o yemekleri evine götürmek istediğini söyledi. Müdürün kaşları yukarı doğru kalktı, bir süre düşündü sonra sert bir ses tonu İle. "Sakın evine yemek götürmek için baştan yemek ayırma sadece artanları götür" dedi.

Sessizce boynunu büktü içtenlikle teşekkür etti ve odadan çıktı. Yüreğinden dalga dalga yayılan sıcaklık boynuna oradan da yüzüne en son Çağlayan gibi gözlerine hücum etti. Kendisini hızla tuvalete attı ve orada elini yüzünü yıkadı. Aynaya baktı gözleri kan kırmızı olmuştu. Aynadaki kendi yüzüne baktı. "Sen bu hale düşecek adammıydın, bak sana dilenci muamelesi yapıyorlar" dedi ve gözlerini kuruladı.

Kapının önündeki paspas arabasını yılların yorgunluğu İle iterek paspas yapmaya başladı.

Akşam yemeği dağıtımından sonra büyük sefer taslarına artan yemekleri koydu. Bugün domates çorbası, pirinç pilavı ve haşlanmış tavuk İle yoğurt vardı. Yorgun adımlarla evinin yolunu tuttu. Çocukları onu kapıda karşılaşmıştı, koştular ve babalarının elindeki sefer tasını almak istediler, vermedi onlara kıyamadı. Mutfağa götürdüğü sefer tasındaki yemekleri böldü ve yarısını yan komşuna gönderdi. Bir aydır inşaatta çalışan komşusu bel fıtığı sebebiyle işe gidemiyor ve günlük çalışıp para kazandığı için evinde tenceresi kaynamıyordu. Yemeklere baktı ve iç geçirdi, birisinin hiç düşünmeden çöpe attığı veya attırdığı yemekler diğeri için hayati önem taşıyan beslenme malzemesiydi. Daha da eskilere gitti durumlarının iyi olduğu ve savaş sebebiyle topraklarından sürüldükleri Avrupa'dan İstanbul'a göçmek zorunda olduğu günleri düşündü. Varlıktan yokluğa, çok şeye sahipken hiçbirşeye sahip olmuşlardı. Yokluğu biliyordu, o sebeple yoksulu en iyi o anlıyordu. Sessizce oturdu. Eşi onun suskunluğundan şikayetçiydi. Oysa içinde akan şelalelere rağmen dili kurumuş suskunlaşmış ve sessizleşmişti. Artık konuşacak bir şey kalmamıştı, hep eskiyi anlatacak değildi, yeni de ise anlatacak güzel bir şey yaşanmıyordu...

reklam

MOBİL UYGULAMAMIZ

HABER ARŞİVİ


Yeşim Demir'le Rüya Yorumu


KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam

sinop web tasarım