reklam
reklam

MERHAMET

Köşe Yazarı: NEJLA BİLGİN   Eklenme Tarihi: 23 Haziran 2022, Perşembe - 15:43   Okunma Sayısı: 10101

Hazan mevsimi Kasım ayında baharda yeşeren ağaç yapraklarını sarartmış ve sert esen rüzgarlarda dallarından koparmış her yer sarı halı gibi. Her adımda yerlerde farklı şekillere girmiş ağaç yapraklarını görüyorum, renklerdeki ahenk aklımı başımdan alacak kadar güzel. Ayaklarımın altında ezilen kuru yaprak sesleri ise kulağıma müzik gibi geliyor. Seviyorum renk cümbüşünü ve sonbaharı.
Başımı kaldırıp ağaçların dallarını süslemeye inatla devam eden kırmızı yapraklara bakıyorum, içimden yaşam mücadelelerine saygı duyuyor ve onlara gülümseyerek bakıyorum.

Hazan mevsimi bana nedensiz  tatlı bir hüzün verir. Tabiatın kışa geçiş hazırlığını sanki insanların yaşamındaki kışa geçişe benzetirim. Insan yaşlanır ve bir sona doğru gider bunu vücudu bilir lakin beyni kabul etmez.  Ardına baktığında hızla akan  ve yapılması gerekenlerin yapılamadığı yıllara bakarken yüreği burkulur. Ne zaman bu kadar zaman geçti diye hayıflanır. Ya olmayacak hâyâllerin peşinde koşmuş, ya yaşamı ertelemiş ya da hiçbirşeyin farkında olmadan seyircisi olduğu hayat akıp gitmiştir.

Günlerden Çarşamba haftanın ortası, saatlerden öğle üzeri yer kentin mütena semtlerinden birisi. Yürüyüşe çıkmak ve ufak tefek alış veriş yapmak için evden çıktım. Bahçelerdeki renk cümbüşlerinin güzelliklerini doyasıya izlemek amacıyla pür dikkat etrafımı izleyerek yürüyorum. Birkaç site ileride uzun dalgalı saçları griden beyaza dönmüş altmış yaş civarı, taba rengi süet mont ve taba rengi pantolon giymiş bir adam sitenin bahçe çitine bir elini koymuş öylece anlamsız bir yüz ifadesi ile dikiliyor. Karşıdan geliyorum ve kaldırım yürüyüş yoluna göre oldukça geniş nerede ise dört kişi yanyana yürüyecek kadar. Yanından geçerken bakıyorum adam sanki bu dünyada değil gibi. Kılığı kıyafeti ile oldukça şık sanki bu gün giyinmiş gibi üzerindekiler yeni ve temiz. Ayakkabıları ise gene taba renginde ve işçiliği oldukça iyi gözüküyor. Ayakkabı severim ve temiz güzel ayakkabı kıyafeti tamamlayan en büyük unsur.

Adam beni görmedi bile, yanından geçtim ve gittim. Sanırım bir derdi var diye düşündüm. Bu dünyada dertsiz insan mı vardı. Yarım saatlik yürüyüş zamanına onbeş dakikalık market turunu da ekledim ve elimde küçük poşetlerle eve doğru yola çıktım. Yeğenime çikolatalı minik keklerden yapmaya karar vermiştim.
Dönüş yolunda ; Bahçe çitlerinin yanında aynı adam, aynı şekilde dikiliyordu. Şaşkınlıkla baktım bu nasıl olurdu, kesinlikle bir sorun olması gerekiyordu. Yanından geçerken yüzüne baktım aynı maske gibi ifadesiz duruş ve eli gene aynı şekilde çiti tutmuş duruyordu.  Şaşkınlıkla ne yapacağıma karar veremedim ve ona bir şey söylemek içinse çekindim. Ya sorunlu bir kişiyse başka türlü tepki verirse diye düşündüm. Bizim siteye geldiğimde ise güvenlik kapıda bekliyordu. Ona kısaca durumu anlattım.  Beraber adamın yanına gittik.
"Merhaba , uzun süredir buradasınız , sorun mu var ?
" bilmiyorum .
"Ismimiz ne ? Burada mı yaşıyorsunuz ?
 "Bilmiyorum.

O anda bunun geçici bir hafıza kaybı olabileceği aklıma geldi. Daha önce de bazı yakınlarımda benzer durum ile karşılaşmıştım. Kapıdan çıkıp sokağa gidince evini  ve kim olduğunu anımsamakta sorun yaşıyorlardı. Fakat bu adam o kadar yaşlı değildi,  kim bilir yaşamında ne yaşamıştı da duyguları ve aklı karışmıştı. En büyük korkumun bir gün anılarımı ve kim olduğumu unutmak olduğunu anımsadım ve yüreğime bir hançer saplandı. Insanın kim olduğunu unutması ne kadar korkunç bir şeydi. Dünya bomboş ve anlamsız olurdu.

Bileğinde bir Çelik künye olduğunu fark ettim. Güvenliğe " bilekliğine bak "dedim. Adam  bahçe çitine uzandığı için montunun kolu bileğine doğru çekilmiş ve künye sonbahar ışıklarında parlıyordu. Güvenlik hemen künyesine uzandı ve çevirip baktı.
"Burada isim ve rakamlar var ... Dedi.
Şimdi durum daha da netleşmişti. Güvenlik adamın elimi tuttu ve bilekliğine kazınmış rakamları söyledi, bu bir telefon numarasıydı. Hemen aradım. Uzun uzun çaldı ve en sonunda aloo diye o ları lastik gibi uzatan bir ses duyuldu.
"Iyi günler hanımefendi. Telefonunuzu ortayaşlı bir beyefendinin bilekliğinden aldım. Sanırım kafası karışmış ve evi bulamıyor.
" nereden aldın? Anneeee , babam evde değil mi?
Uzun süre ses gelmiyor ve kapıların açılma kapanma sesleri geliyor.
"Alo hanımefendi evde babanızı aramanıza gerek yok . Bu telefonu kimin bilekliğine yazdırdınız ise o bey burada ve sanırım babanız, size yeri tarif edeyim.
" bir dakka ya ... Beklermisiniz ...
"Neyi bekleyeceğim kardeşim ...
"Tamam ya , adamın saçları beyaz dalgalı mı ?
" evet .. Denizfenerini biliyormusunuz?
"Evet
"oraya gelin. Siz Neredesiniz Fener'e uzakmısınız .
"Değiliz beş dakkaya geliriz. Yakamoz'dayız
"Tamam biz burada sizi bekliyoruz.

Kızın sesinde ufacık bir endişe ve merak yoktu aksine sanki rahatsız edilmiş ve zorla bir iş üstlenmiş gibi bıkkınlık vardı. Merak ettim nasıl birisi diye gerçi kafamda birşeyler canlanmıştı.
Birkaç dakika sonra oldukça pahalı bir araba zaten tenha olan caddede bizi uzaktan fark etmişti ve önümüzde hızlı bir frenle durdu. Arabadan yirmili yaşlarda bir genç kız indi. Suratı asık ve asabi hareketlerle, adamın yanına geldi.
"Niye evden çıktın yaaa ..
"Babanız mı ?
" hı hı .
Adamı kolundan çekerek, söylenerek arabaya oturttu. Adam kızı görünce bir tepki vermedi lakin arabaya binerken de bir tepki vermedi. Bilekliğine bakarken de tepki vermemişti. Sanki başka bir dünyada yaşıyor gibiydi.
Kız tam arabasının kapısını kapatıyordu ki ona doğru eğildim.
" bir şey değil, biraz daha dikkatli olun. Dedim.
Bana döndü ve sende nereden çıktın der gibi bıkkın bir bakışla baktı ve .
" ha, mersiii ... Dedi .. İ ler fazla çıkınca daha etkili oluyor demekki.
Hızla hareket etti ve yok oldu.

Kızın hali ve tavrı beni üzmüştü. Kullandığı araba bile belli ki babasınındı. Ne yaşamıştı da bu adam bu hale gelmişti. O sitede yöneticilik yapan arkadaşımı aradım ve tarif ettim. Hemen hatırladı.
"Beş yıldır komşu olduklarını ve baştan sorunu olmayan adamın. Ufak tefek dalgınlıkla başlayan unutkanlıklarının ilerlediğini ve sitede bile kendi evini bulamadığını söyledi. İşi bozulmuş ve işyerini kapatmış ondan sonra sorunlar daha da artmış. Sadece uyumlu giyinmeyi unutmamış. Ailesini ve yaşamında ne varsa zaman zaman hiç anımsamıyormuş. Ailesi ise bu duruma aşırı tepki veriyor ve ona kızıyormuş. Bu sebeple evden sık, sık uzaklaşıyormuş. Bir seferinde başka bir ilçeden polis karakolundan almışlar ondan sonra o Çelik bilekliğine bilgileri yazmışlar. Sürekli evden gitmek istiyormuş. Ne kadar gözleselerde o bir fırsatını bulup çıkıyormuş. Güvenlikler tembihli aslında fakat genede dışarı çıkmanın bir yolunu buluyor.. Bazen de çok normal davranıyor", dedi.

Üzülmüştüm, insanların yaşamlarında yaşlılık günlerinde en büyük sorunları sağlık ve yalnızlık sorunuydu. Bazen evlerde hasta ve yaşlıları insanlar sadece görüyordu. Onu ne dinliyor, ne anlıyor ne de seviyordu ...
Bu duygusuz ortamlarda pek çok insan sadece gitmek ve daha uzaklara gitmek belki de sonsuzluğa gitmek için evden uzaklaşıyordu.
Evlerin ev olmaktan çıktığı Insanların sadece barınmak için kullandığı, ailenin para kazanan ve kazanamayan veya yaslı hastalara işe yaramaz gözüyle baktığı bir dünya mı olmuştuk?
İçimde uktesi kaldı yazmak istedim. Evlatlar küçükken gözlerinin önünden birkaç dakika bile olsa kaybolduğunda anne ve babalar çıldırır ve üzülürlerdi. Onlar yaşlandığında ve çocuklaştığında evlatlar neden aynı sevgi ve sabrı onlardan esirgiyordu. Bu nasıl acımasız bir kısırdöngüydü.

Bir gün anne ve babalar yaşamdan çekilip sonsuz uykularına dalınca iş işten geçmiş oluyor ve artık çok özlesende bir kez bile görme, sarılma şansın olmuyor. Kaybetmeden de insan insanın değerini bilmiyor.

Telefonla biraz önce arkadaşım  o adam hakkında yeni bir bilgi verdi. Şaşırmıştım. Yok artık o kadar da olamaz dedim ve  adamın tekrar evden kaçtığını öğrendim...

 

reklam

MOBİL UYGULAMAMIZ

HABER ARŞİVİ


Yeşim Demir'le Rüya Yorumu


KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam

sinop web tasarım sinop erkek öğrenci yurdu sinop kız öğrenci yurdu sinop kız yurdu arslan pansiyon sinop