reklam
reklam

ARMUT AĞACININ DİBİNE DÜŞTÜM 1

Köşe Yazarı: NEJLA BİLGİN   Eklenme Tarihi: 7 Nisan 2021, Çarşamba - 16:38   Okunma Sayısı: 10316

Ne kadar çok mücadele ettim sana benzememek için bir bilsen. Seni kıranlara, yüzüne karşı yalan söyleyenlere, senden birşeyler koparmak için elli takla atanlara, evini otel, sofranı hayrat gibi kullananlara karşı cömertliğine hep birşeyler vermek için verdiğin mücadelene hep kızıyordum. Senin evinde konaklayan, sofrandan eksilmeyenlerin işi bittiği zaman arayıp sormadıklarını ben görüyordum oysa sen görüyor fakat görmüyor gibiydin. Önemsemiyordun insanların tavrını sadece sen ne istiyorsan onu yapıyordun.

En çok o çıkarcı insanlara bana hizmet ettiriyordun. Bir Haftasonu diğer mahalle arkadaşlarım gibi sokaklarda top oynayıp, üstü başı çamur, toz içinde gelemedim eve. Ben sürekli senin yanında ve senin etrafında olmak zorundaydım. Senin arkadaşların İle benim arkadaşlarımın arasında yüz yıllık bir jenerasyon farkı vardı. Sizler devamlı geçmişte yaşananlardan ve benim sadece adını bildiğim fakat devamlı anlattığınız için kahveyi bile kaç şekerli içtiğini, tüm özel sırlarını bildiğim ne kadar çok ölmüş insan vardı. Sanki dün gibi anlattığınız olaylar yaşanalı en az çeyrek asır oluyordu. Sizin bu kadar geçmişin ipine tutunup, eski günleri kuyudan su çeker gibi çekmeniz, o kuyu çıkrığının kolunu da bana çevirtmenizden bıkmıştım.

Neden sürekli bizim evde toplanıyordunuz acaba? Şu toplanma işini sıraya dökseniz, sıra İle birinizin evinde toplansanız benim için ne iyi olacaktı. Misafirler gelmeden senin misafir odanın toplanması, toz alınması, ikramlıkların masanın üzerine dizilmesi. Kapıda o yüzlerce yıllık yaşı olan, Azrail'in unuttuğu, eli bastonlu, yüzü buruşuk, zor yürüyen ve ayakkabılarını bile eğilip çıkarmayı başaramayan insanları kapıda karşılamak, ayakkabılarını çıkarıp, terlik giydirmek, üzerlerindeki giysileri alıp asmak benim zorla
yaptığım vazifemdi.

O yaşlıları salona kadar kollarına girip götürmek ve yerlerine oturtmak gerekiyordu. Sanırsın kendi evlerinden buraya tekerlekli sandalye ile geldiler! Ayakkabıları ayaklarından çıkıp, misafir terliklerini giyince nazlanmaya başlıyorlardı. Oysa ben onları başka zaman sokakta gördüğüm zaman bastonları İle gayet iyi yürüyorlardı. Birde en çok sık kullandıkları şu söze kızıyordum. "Ben gençliği biliyorum da sen ihtiyarlığı biliyormusun?" Sayenizde gençliğimi de bilemeyecektim ben! Her hafta bu yaşlı insanlar İle birlikte olmak gerçekten ruhumu karartıyordu.

İkide bir çantalarından ilaçlarını çıkarıp bana " bakıver bakalım doğru ilacı almış mıyım?" Gibi saçma sorularına muhatap olmak, sanki iki ilacı ezberlemek zormuş gibi davranmak,  oysa gelirken yolda gördükleri insanların Ne giydiğini, ne taktığını, nereye gittiğini, ne dediğini anlatırken en ince ayrıntısına kadar hatırlıyorlardı.

Ben ne  kadar şansız bir çocuktum böyle, yaşıtları İle değil de yaşlılarla birada olmak zorundaydım. Kaç kez anneme şikayet ettim bu durumu, annem benim ağzıma tıktı şikayetlerimi. Onlardan öğrenecek ne çok şeyim varmış güya. Oysa benim annem zaten öğretmendi ve kendi ne istiyorsa öğretebilirdi bana. 

reklam

MOBİL UYGULAMAMIZ

HABER ARŞİVİ


Yeşim Demir'le Rüya Yorumu


KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam

sinop emlak sinop pansiyon sinop günlük kiralık daire sinop web tasarım güneş paneli güneş enerjisi güneşten elektrik üretme