reklam
reklam

BİR EKMEK KAÇ ALTIN EDER (II)

Köşe Yazarı: NEJLA BİLGİN   Eklenme Tarihi: 8 Kasım 2019, Cuma - 10:21   Okunma Sayısı: 9159

Senelerce gençliğinde çalışmış çabalamış Ne kazandıysa eve taşımıştı, son iki yıldır ayakları onu uzaklara taşıyamıyor, nefesi uzun yürüyüşlere izin vermiyor kesiliyordu, yaşlanmıştı, kuvvetten, elden ayaktan düşmüştü, yatağa bağımlı olmak, yatalak olmak en büyük korkusuydu, bakan olmayınca yaşlılık rezillikti.

Sabah erken saatte oğlu traktöre binip karısı İle tarlalara gitti, çocuklarda servis İle ilçedeki okula gitti. Koca avluda Karabaş köpek İle yalnız kaldı, ne giderken ne de gelirken Kulübenin kapısından içeriye başını uzatıp bakan yoktu.

Öğleye doğru avlunun dışarıya bakan kapısı çaldı gelen yiyecek toplamaya gelen çingene kadındı. Eskiden en çok bu kapıdan ona yiyecek veriliyordu şimdilerde ise bu kapıyı boşuna çalıyordu, büyük evdekiler kimseye kibrit bile vermek istemiyordu.

Yaşlı kadın ağır adımlarla kapıyı açtı, altın dişli, mor güllü fistanlı yaşlı çingene kapıyı açan kadına gülümsedi ve selam verdi. Heybetinde mis gibi kokan koca iki somun vardı, hala ekmek istiyordu.  Yaşlı kadın ona beklemesini söyledi ve küçük kulübeye girdi elinde kalan son çeyrek altını avucunda tuttu ve çingeneden altın karşılığında o ekmeği istedi. Çingene bunadığını sandığı yaşlı kadının elinden altını kapar gibi aldı ve ekmeği onun eline tutuşturdu, yaşlı kadın bu alışverişten vaz geçmeden hızlı adımlarla kapıdan uzaklaştı.  Ekmeği aldı ve kulübeye doğru yürüdü, ekmeğin yanında bir kaşık kadar poşete sarılı tereyağı vardı, yüreği kelebek kanadı gibi çırpmaya başladı.
Kapının önünden geçerken bir kibrit kutusu gördü yerde ve umutla o kutuyu eteğine boşalttı içinde yanık kibritler vardı birde içinde yanmamış kibrit çöpü vardı.

Bugün şahsı yaver gitmişti, başını örttüğü yazmalardan birisini aldı, sigara böreği gibi sardı ve  gaz lambasının gazına batırdı, sonra odunların arasına yerleştirdi, odunlar tutuşunda yüzüne mutluluk yayıldı. Köze dönünce maşanın üzerinde ekmek dilimlerini kızartıp tereyağı sürdü ve dişsiz ağzının damaklarında yuvarlayıp yuttu.

Akşam karanlığında büyük eve gelenler gene ona bakmadan kendi evlerine gittiler, ilçedeki pazara gidip ev için alışveriş yapmışlardı. Oğlu kapıyı hışımla açtı ve bir ekmek İle bir paket kibrit kutusunu divanın üzerine fırlatır gibi attı, aynı anda da koca bir somunu tepsinin içinde görünce irkildi.
-nereden buldun ekmeği?
-nereden bulduğum değil, nasıl aldığım önemli, sen bu somun kaç para etti biliyormusun?
-ekmek işte kaç para edecek ki!
-tok olana ucuz, aç olana altın fiyatına o ekmek.
-boş boş konuşma gene, bir ekmeğe kim altın verecek?
-aç olan verir oğlum, sende gün gelecek yaşlanacak benim gibi bir ekmeğin kaç altın ettiğini öğreneceksin.

Oğluydu yaşlı kadının büyük evde yaşayan yakını. Çoçukları ayrı odalarda uyumak isteyince, misafir odası, oturma odası derken koca evde kocayan anaya yer kalmamıştı. Kapının yanındaki bir göz ambar gibi kullanılan kulübeye yatağını taşıyıvermişlerdi günün birinde. Artık Ne onların evinde ne de sofrasında olmuştu o günden sonra, sığıntı gibi hüzünlü, kalbi yaralı yaşadı yaşlı kadın.

reklam

MOBİL UYGULAMAMIZ

HABER ARŞİVİ


Yeşim Demir'le Rüya Yorumu


KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam