NE KADAR CİMRİ 

Köşe Yazarı: NEJLA BİLGİN   Eklenme Tarihi: 20 Ağustos 2019, Salı - 09:45   Okunma Sayısı: 14569

Para ve sahip olduğu Ne varsa onunla adeta bir aşk yaşıyordu. Paralarını cüzdanından çıkarıyor tek, tek sayıyor, kırışıklarını eliyle düzeltiyor tekrar cüzdanına yerleştiriyordu. İkide bir banka cüzdanına bakıyor çok haneli rakamlara bakıp, ne kadar az parası olduğunu düşünüyordu. Oysa normal koşullarda yaşayacak olan bir kaç ailenin ömür boyu ihtiyacını karşılayacak kadar parası vardı hesabında.

Kiracılarına karşı acımasızdı, iki gün gecikse kira hemen telefona sarılıp nedenin
Öğreniyor ve kirayı yatırmalarını talep ediyordu. Evleri farklı semtlerde olduğu için her kiracısı onun sadece kendi ödediği kira İle geçindiğini ve başka bir gelirinin olmadığını sanıyordu. Kılığı kıyafeti zor geçinen bir insan görünümündeydi. Yirmi yol önce aldığı denim kumaştan pantolonun oturma yeri zamanla aşınmış ve yatay şekilde yırtılmıştı. Günlerce onu nasıl yenileyip kullanacağını düşündü. Kesip şort yapsa paçaları yeniydi ve ziyan olacaktı en iyisi eski usul yama yapmak diye düşündü. Eski başka bir pantolonun paçasından kestiği parça İle yama yaptı. Evde kullandığı tüm eşyalar eski ve hasarlıydı. Çekyatın ayağı kırıktı, ayak yerine kaldırım taşı koymuştu. Tabak ve bardakları çatlat ve kenarları kopuktu. Yatak çarşafları yamalı ve çok eskiydi.

Onlarca evden aldığı kiraları bankaya yatırıyor ve harcama yapmayı sevmiyordu. Akşam pazara çıkıp en ezik çürüğünü alıyor, tanımadığı düğünlere katılıp ortada kalan kuru pastaları poşete koyup alıyordu. Onları bir kavanozda saklıyor bozulunca da atmaya kıyamıyordu. En sevdiği ay Ramazan ayıydı, otuz gün boyunca iftar çadırında yiyip içiyor ve ziyafet sayıyordu kendine.

Tüm akrabalardan uzak bir semtte yaşıyordu. Ziyarete gelen olunca yüzü asılıyor ve parasızlıktan söz ediyordu. Gelen giden kalmamıştı artık. Evinden, kabından, kaşığından iğrenir olmuştu insanlar. Bu sebeple gelen giden yoktu. Bazen kuzenleri gelir yanlarında kendi yiyeceklerini getirirlerdi. Hemen onların getirdiğini saklar kendi bozulmaya yüz tutmuş Ne varsa azıcık tadımlık ortaya çıkarırdı, yemezlerdi ve kendi getirdiklerini sorarlardı, duymazdan gelirdi. Mikrop kapmamak için ellerini bile sürmezlerdi.

Zamanla evine hiç kimse gelmemeye başladı, memnundu çünkü gelen giden demek az çok masraf demekti. Böylece kendi dünyasında yaşamaya devam etti. Çocuğu yoktu ve hiç evlenmemişti. Kardeşleri yurt dışında yaşamış, yabancı evlilikler yapmış ve seneler önce vefat etmişti. Yeğenler aynı lisanı konuşmadıkları için değil gelmek arayıp sormuyordu bile.

Yetmiş yaşlarına gelince bir karar verdi ve bankadan parasını çekti, evlerini değerinde sattı, değerli ham taşlara yatırım yaptı. Tüm Servetini küçük bir kutuya koydu ve bahçedeki incir ağacının dibine gömdü. Bir süre sonra ise demans başladı ve herşeyi ufaktan unutmaya başladı.

Eğimli bir arazide kuruluydu evi ve istinat duvarları zamanla çökmüş ve toprak kayması başlamıştı. Bir ilkbahar gecesi  çok yağmur yağdı ve seller aktı. Evin alt katını çamurlu sular doldurdu, yaşı gereği kaçamadı ve balçık çamurda boğuldu. Arayıp soranı olmadığı için çamurlar kuruyancaya kadar cesedi kaldı. Günler sonra belediye görevlileri çürümüş cesedi toprağa gömdüler.

İncir ağacı ve incir ağacının altında gömülü olan kutunun içindeki değerli taşlar sele karıştı ve kanalizasyon suları İle yok oldu.

Günler sonra yurtdışından gelen yeğenleri kendilerine kalan mirası araştırken birisi bir çizim buldu. İncir ağacının altında gömülü bir kutusu işaret ediyordu. Oysa artık bahçede incir ağacı bile yoktu. Günlerce araştırdılar ve bir sonuç elde edemediler.

Kendi hayatına bir faydası olmayan cimri bayatı boyunca biriktirdiği ne varsa heba etmişti.

reklam

MOBİL UYGULAMAMIZ

HABER ARŞİVİ


Yeşim Demir'le Rüya Yorumu


KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam