TAHTA KAŞIKLARIN SAHİBİ KİM (II)

Köşe Yazarı: NEJLA BİLGİN   Eklenme Tarihi: 10 Ağustos 2019, Cumartesi - 09:33   Okunma Sayısı: 15239

Düğün dernek ise özel davetiye ile kişi sayısı belirtilerek yapılıyor ve kimin ne takı takacağı bile hesaplanıyordu. Tanınmış kişilerden düğüne katılım olursa düğün sahibi havalarda uçuyordu. Yoksullar düğüne davet edilmiyor ve seviye düşmesin deniliyordu. Seviye para idi ve burada o para her değerden daha önemliydi.
Kullanılan araba, yaşanılan mekan, yemek yenilen yer, üstüne alınan her parça giysi statü simgesiydi. Kimse kimseden aşağı kalmamak için yarışıyor, borçlanıyor illa o markayı alıp, o markanın müşterisi olmak ile övünüyordu. Önce ben diye bir kelime beyinlere yerleşmişti. Trafikte ve yaya yolunda kimse kimseye yol vermiyordu . Herkes herkesten kendisini değerli görüyor,  bu da yetmezse üst mevkilerden tanıdığı zenginlerin adı ile kendine destek sağlıyordu.

Dış görünüşe göre önem veriliyor kimse kimsenin kim olduğunu ve ne düşündüğünü önemsemiyordu.  Dıştan mutlu gözükenler ise içlerinde hep bir doyumsuzluk ve sorumsuzlukla mutsuzdu. Ne güneşin doğuşu ne batışı onların umuru değildi. Devasa AVM'lerde akşama kadar dolaşıyor eve yorğun dönüyorlardı. Her açılan yeni yeri görmek için gidiyor ve ilk görenler olmak için yarışıyorlardı. Evde bile iletişim zayıftı, yemek masasından erken kalkıyor, herkes odasına koşup sanal dünyaya dalıyordu .

Yaşlı kadın şimşir ağacından yapılmış tahta kaşıkları ve bakır kapları üçe böldü ve hepsini ayrı bezlere sarıp sandığına koydu. Hepsinin içine özel notlar yazmıştı.

Kızına ; 
Kızım, canımın içi yavrum,
Siz bu tahta kaşıklardan vaz geçtiğiniz ve köylülükten utandığınız gün buraya ve bana yabancılaştınız. Oysa sizin aslınız tahta kaşıktan gelme. Ağzına verdiğim ilk çorba tahta kaşıkla idi. Son mekana yolculuk yaptığınız tabutta tahta olacak.
Arada yaşadığınız hayat ise sadece hâyâl ve boş olacak.
Umarım bu kaşıklar benim anlatmak istediğimden fazlasını sana anlatır.

Oğullarına ;
Canım oğullarım,
Siz ne zaman bu bakır kaplardan vaz geçip ne olduğu belli olmayan tencerelerde pişen yemeği o metal kaşıklarla ayrı tabaklarda yediniz. O gün bencil olmaya başladınız. Önce karım ve onun ne istediği diye düşünüp ananızı hor gördünüz, hiç saydınız. İnşallah sonunuz benim gibi olmaz ..

Bir süre sonra yaşlı kadın; ahşap evinde, tahta karyolasında sessizce yaşama vefa etti. Komşuları evlatlarının adresini bilmedikleri için onlara haber veremediler ve tüm yerine getirilmesi gerekenleri yaparak onu son yolculuğuna uğurladılar.

Aradan geçen zamanda oğlu vukuatlı nüfus kaydı almak için nüfus idaresine gittiğinde annesinin öldüğünü o kuru kağıttaki bir kutuda yazılı kelimelerden öğrendi. Şaşırdı niye haber vermediler diye. Oysa kiminle ne bağlantısı vardı da, kim haber verecekti.

Üç kardeş annelerinin vefat ettiği doğdukları eve geldiler. Gelinler ve torunlar eve girdiklerinde ; evdeki tüm eşyalara saldırdılar. Bunlar şimdi moda olmuştu. El dokuması çarşaflar, pikeler, peşkirler, bakırlar ve çömlekler , tahta kaşıklara bayıldılar ve birbirleri ile yarış ederek paylaştılar.

Sıra sandığa gelmişti. Onun anahtarını bulmadılar ve kilidini kırdılar. İçinden üç bohça ve  mektuplar çıktı.
Okudular, şaşırdılar ve annelerine , kendilerine ne yaptıklarını anladılar. Lakin artık hiç bir şeyin önemi yoktu. Sağken bilinmeyen kıymet öldükten sonra bilinse kime ne yararı vardı. Itibar zamanında olmalıydı, sonradan gelen, itibar hükümsüzdü.

Tahta kaşıkları aldılar ve evlerine gittiler o kaşıklarla ara sırada olsa yemek yediler. Boğazları düğümlendi, gözleri nemlendi .. Tahta kaşıklarla yenilen yemeğin tadı ve lezzeti farklıydı çünkü o kaşıklara anne eli değişmişti.

 

reklam

MOBİL UYGULAMAMIZ

HABER ARŞİVİ


Yeşim Demir'le Rüya Yorumu


KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam