BEKÇİ ÜSEYİN EFENDİNİN KIZLARI  (II)

Köşe Yazarı: NEJLA BİLGİN   Eklenme Tarihi: 11 Temmuz 2019, Perşembe - 09:48   Okunma Sayısı: 8450

O büyülü kent istanbuldan gelmişti ve İstanbul'u anlata, anlata bitiremiyordu. Üseyin efendinin kızı adını köylü adı bulduğu için Alev demişti, oysa adı Üzüm idi. Babasına iki kız kardeşte kızgındı büyüğün adı Üzüm, küçüğün adı da Kiraz idi. Meyve isimlerinden dolayı adlarından memnun değillerdi. Küçüğü de kendi adına Gamze diye değiştirmişti, yeni tanıştıkları kişilere kendi beğendikleri isimleri söylüyorlardı.

Büyük kızın tanıştığı delikanlı adının Bora olduğunu söylemişti fakat gerçekte onun adı da Bayram idi. O da adını daha modern bulduğu Bora ile değiştirmek suretiyle kendine daha modern bir hava vermişti. O yaz Üzüm İle arkadaşlığı ilerleten Bayram sezon sonunda yanına iki kızı da alıp adadan ayrıldı. Kızlar birbirinden ayrılmak istemediler. Analarının onların çeyizi için biriktirdiği parayı da alıp İstanbul'a daha iyi bir hayat için yola çıktılar.

Bayram kızları bekar evine getirdi. On kadar genç adam üç odalı bir evde adeta üst 
üste yaşıyordu. Hepsi de başka şehirlerden büyülü kent İstanbul'a tutunmak, para kazanmak için gelmişti, kısaca onlarda kızlardan farklı değildi. Erkekler;  İki güzel kızı görünce ne yapacaklarını şaşırdılar. Hepsi iki odaya toplanıp  kızları küçük odada yer yatağında yatırdılar. O gece hiçbirisinin gözüne uyku girmedi. Sabah Bayram kızları aldı Cennet mahallesinde bir tanıdığına götürdü. İki kız için on bin lira alıp kızları sattı. Kızlar önce güzel ve renkli döşenmiş bu evde konuk olduklarını sandılar sonra buraya fuhuş için satıldıklarını anladılar.  İki gün sonra ev ahlak polisleri tarafından  basıldı ve kızların fuhuş yaptığı kayıtlara geçti. Biri ondokuz, diğeri yirmi yaşına yeni girmişti.

Meşhur olmak, paraya ve istedikleri hayata kavuşmak için geldikleri İstanbul'da hayata yanlış yerden başladıkları için yenildiler. Kuru bir yaprak gibi bir yerden diğerine savruldular. Gün geldi o beğenmedikleri baba evini, kuru ekmeği arar oldular. Artık iş işten geçmiş dönüşü olmayan yola girmişlerdi. 

Adadan bir delikanlı büyük kızı gördü ve ne iş yaptığını anladı. Adaya döndüğünde herkese iki kız kardeş hakkında bilgi verdi, Üseyin de duydu kalanları. Karısını sabah akşam dövmeye başladı. Onun tek derdi kızlardan para istemekti. Karısı istemiyordu kızlardan para onun için şiddet uyguluyordu.

Zarife kadın kızlarının hasretine, birde koca dayağına dayanamadı. Genç adamdan kızının adresini aldı ve  o da İstanbul'a kaçtı. Ne olursa olsun kızlarıyla olmayı istedi. Kızlar annelerini görünce şaşırdılar, üzüldüler, ağladılar. Zarife kadın önceleri kızlarının Ne iş yaptığını anlamasa da sonradan anlamaz gibi yaptı. 

Kaderlerine boyun eğip, Üseyin efendiden uzakta bir hayat kurmaya çalıştılar. Kızlara bir taksici güya kol kanat geriyordu, gerçekte o da payına düşen paranın peşindeydi.

Kızların hayatında değişen tek şey artık geriye dönemeyecek kadar geldikleri yerin uzaklarında olmalarıydı. Tek hayalleri küçük bir ev almak, kenara üç beş kuruş birikim yapıp bu hayattan çekilmekti. 

Aradan yıllar geçti ne kenarda bir birikim, ne de küçük bir ev almaları mümkün olmadı. Zarife kadın zatürreden hayatını kaybetti, büyük kızın yüzüne falçata İle bir müşterisi derin bir çizik attı, küçük kızın birisi kolunu kırdı.

Üseyin efendi alkol komasından yalnız başına öldü. Kızları ise o büyülü kentte, mor Işık'ların arasında kanatları kırık kuşlar gibi çaresiz, yalnız, hayalleri Yok olmuş vaziyette o kirli hayata devam etti.


reklam

MOBİL UYGULAMAMIZ

HABER ARŞİVİ


Yeşim Demir'le Rüya Yorumu


KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam