TOPRAĞINI SATARSAN NE YAŞARSIN

Köşe Yazarı: NEJLA BİLGİN   Eklenme Tarihi: 15 Nisan 2019, Pazartesi - 11:50   Okunma Sayısı: 22863

Çok değil bir asır önce yıkıldı koskoca bir imparatorluk, leş yiyiciler dünyanın en uzak köşesinden bile yaralı Aslan’ın bedeninden pay koparmak İçin hücum ettiler. 
Güçlü olanın önünde eğilen dünya, güç kaybedenin yanından hızla kaçar ve karşısına geçer, bu durum milyonlarca yıldır aynı kısır döngü ile sürer gider.
Kuşlar dalları en gür, en yüksek gördükleri  ağaca yuva yapar, kartallar en yüksek dağın zirvesine yuvalanır. Kaleler eski çağlarda en yüksek tepelere kuruldu.
Güneş bile ilk Işık’larını tepelere yansıtır.

Yeni yaşlarımda olmalıyım Ege’nin hırçın dalgaları bizim evin önündeki kayalıklara geceleri vurdukça çıkan o ürkütücü sesle uyanırdım, perdeyi aralar, gündüz masmavi gözüken denize bakardım. Ay varsa yakamoz oluşur denizin bir kısmı zeytinyağı dökülmüş gibi ışıltılar saçar, geri kalan kısmı koyu karanlık gözükürdü. Çocukluk aklıyla yakamozdan keyif alacağıma karanlık denizden korkardım, karanlıklardan Yelkenliyle gelecek korsanlardan, Ada’nın işgal edilmesinden,  belkide bizim olan toprakların elimizden alınmasından korkardım. Korku ile kafamda düşünceler dolaşırken uyuya kalır, sabah alt kattan gelen tereyağ kokuları ile adımın seslenen anneannemin güzel sesiyle uyanırdım. Hemen yataktan fırlar, yaz kış buz gibi akan suyla elimi yüzümü yıkar, giyinir alt kata merdivenleri inleterek koşardım. Bizim üst kata çıkan merdivenler gıcırtılar çıkarır her basamakta, anneannem dedem yaptığı İçin o merdivenleri onun el izi yok olmasın diye tamir ettirmez. Dedem bu dünyadan gideli bir yıl olmuştu, anneannemin dedemi anmadığı gün yoktu, özlüyordu ve çok arıyordu dedemi.

Bu iki katlı taş Evi dedem inşa ettirmiş, içinde ahşap ne varsa el emeğiymiş,  bahçede ne kadar meyve ağacı varsa dedem dikmiş. Dağlardan buz gibi suyu dedem getirmiş, sahildeki onlarca dönüm zeytine dedem  bakmış, yel değirmenini tepeye dedem kurmuş. Bu adada ne varsa dedemin emeği, gözünün nuru. Dedem artık yok buralarda, sadece adı ve fotoğrafları var evin duvarlarında, birde ailesi olarak biz  varız.

Annem sevmiyor adayı, anneannem  vefat edince parça parça yabancılara sattı dedemden kalanları. Bu ada Tanrı’nın unuttuğu topraklardaymış, ıssızmış, aklı olan kalabalık şehirde yaşarmış. Ben onbeş yaşıma gelinceye kadar adada bir karış toprağımız kalmadı, taş ev dede ocağı bile bir yabancıya satıldı. Annem paraları savurdu, harcadı, iki odalı dar bir sokakta eski bir evin ikinci katını kiraladı şehirde. Pencereden başını uzatıp yukarı bakınca bir avuç gökyüzü ile bir parça bulut görüyoruz ancak.

Zeytinyağı pahalı diye çiçek yağı, tereyağı alamadığı İçin paket margarin aldı annem. Kümesten yumurta alırken şimdi çiftlik yumurtası yedik, kırmızı et yerine ucuz beyaz et tükettik,  en fazla annem şikayet ediyordu yiyeceklerden. Öylece anneme bakıyorum henüz onbeş yaşındayım ve her şeyin farkındayım.

Babam ben iki yaşındayken Deniz kazasında hayatını kaybetmiş, kardeşim yok benim, annemin de kardeşi yok, baba tarafımdan kimseyi tanımıyorum annem görüştürmedi onlarla beni, uzaktan bana bakan gözleri nemli kadınları hatırlıyorum annem sevmiyor babamın ailesini köylüymüş onlar, annem sonradan şehirli olmuş.

Annem şehirli olma uğruna kendisini, mirasını yok etti, günde dört paket duman tüttürdü, sağlıksız beslenmekten bedeni iflas etti, parmakları, saçları tütün dumanından sarardı, teni safran rengine döndü, paralar tükendikçe hırçınlaştı.

Annemden kaçtım ben denizci oldum, o çok korktuğum denizlere açıldım kaptan oldum, tıpkı babam gibi. Annem kendi topraklarından kaçtı fakat ben babamın huzur bulduğu denizde huzuru buldum. Ada yolumun üzerinde, dedemin yeldeğirmeni, taş Evi duruyor yerinde, sahildeki zeytinlik şimdi tatil sitesi olmuş, taş yığını gibi görünüyor. Anneannem ile dedemin kemikleri o adada, ruhları huzurlu mu bilmiyorum. Annem çok sevdiği şehrin mezarlığında artık.

Sadece gece karanlıkta Ada’nın yanından geçerken huzur buluyorum çünkü sadece o zaman çocukluk günlerimi gözümün önüne getiriyorum.
Sahip çıkmadığın, değer vermediğin atalarının toprağına sahip çıkmazsan, karış karış satarsan benim gibi sadece denize Demir atar, topraksız, köksüz, ağaçsız  kalırsın, uzaktan  bakarsın yüreğin kanar.

Kalbimin derinliklerinde anneme kırgınlık, kızgınlık yatıyor, evlatlar toprağı satan atayı değil toprağına sahip çıkan atayı, anayı sever, sayar.
Bir saksı kadar toprağın, bir yaşlı kütük gibi ağacın olsa da satma. Toprak  vatandır...


reklam

MOBİL UYGULAMAMIZ

HABER ARŞİVİ


Yeşim Demir'le Rüya Yorumu


KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam